Dur ve düşün

Çocuklar fıtraten hisleriyle karar verir. Kıskançlıklarını, öfkelerini ve sevgilerini peşin, rüşvetsiz ve hesapsız olarak yansıtırlar. İnsanın yaşı ilerledikçe hesap ve kitap devreye girmeye başlar. Bunu bilen terör ve suç örgütleri insanın aklından ziyade hissiyatına hitap eder. Çünkü“nefis akıldan ziyade hissiyatı dinler.”Terörist başları bunun için akıldan çok hissiyatı tahrik etme yoluna gider.

                    Dr. Nadir Çomak

Art niyetli terör ve suç amaçlı örgütler, gençleri hissiyatından yakalar. Hissiyatından yakalanan bir genç, adeta burnuna kanca takılan bir ayı gibi, sahibi nereye çekerse oraya giden bir hayvana benzer. Bir boksörün böbrek, karaciğer ve pankreasa çalıştığı gibi; insanları motive etmek isteyen kişiler de akıldan ziyade hissiyatı hareket ettirmek için uğraşır. Bir futbol antrenörü takımını ateşlemek için futbolcuların duygularını tahrik eder. Yakın dövüş sporlarında yarışmacıya ilk öğretilen şey aklını kullanmak ve öfkesine kapılmamaktır. Duygular aklı kör ettiği için insan sağlıklı düşünemez. Hapishaneler aklını değil hissiyatını dinleyip öfkeyle kalkan ve zararla ömür boyu hücresinde oturan kader mahkûmlarıyla doludur. İnsanın kalp ve duygularını kullanarak onu tesir altına alan kişiler onun düşünmesini asla istemez. Mankurtlaştırılan bir insanı hatıralarla ve sembollerle kolayca harekete geçirerek sevindirebilir ya da öfkelendirebilirler. Zamanla düşünmeyi unutan insanlar aklın değil duyguların liderliğinde hareket etmeye alışır ve tam bir robot halinde yaşamaya başlar. Duygular bir aracın motoru ise akıl o aracın direksiyonudur. Fakat tren gibi bazı araçların direksiyonu yoktur. Buharlı bir trene benzetilen bir insanın duyguları kazan dairesindeki buhara benzetilirse o kişinin aklını kullanmak için direksiyona da ihtiyacı yoktur. Çünkü trenin asla raydan çıkıp kendi kendine makas değiştirme ihtimali ve şansı yoktur. Trenin gideceği yol bir başkası tarafından çizilmiştir. Onun gideceği yön başkaları tarafından değiştirilecek makasa bağlıdır. Bu şekilde hareket eden bir insan aklını, yalnızca raylar üzerinde belirlenen istikamette giden trenin frenine ve gazına basarak durma ve hızlanma kararı vermek için kullanır. Böyle bir insan istenen yönde hareket eden bir robot haline gelmiştir. Aklı devre dışı bırakıp üyelerinin düşünmesini ve sorgulamasını istemeyen her türlü örgüt ve suç yapısı yaygın olarak menkıbeleri, düşmanlık ve nefret hikayelerini kullanarak öfke ve hırsı harekete geçirir. Böylece adım adım bilenen ve düşmanlık hislerine kapılan insanlar artık düşünemez hale gelir. Sadece kendisine öğretilen düşmanlık ve intikam hikayeleriyle hareket eder ve kendilerine vaat edilen cennetin peşinden koşarlar. Duyguları harekete geçirmenin son aşamasını mutlu bir gelecek resmi çizme aşaması oluşturur. “Mutlu günler gelecek, bütün insanlar sizi alkışlayacak, altın nesil gelecek, özgür bir hayat sizi bekliyor, güneşli günler gelecek” gibi hayalî sözler örgüt mensuplarını bir arada tutup motive etmek için kullanılır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi bu şekilde karanlık yapılardan kurtarmanın yolu; onlara akıllarını kullanmayı ve tercih yapmayı öğretmekten geçmektedir.

Tercih yapmak insana düşünmek ve seçmek için zaman kazandırır.  Bariyerlere çarpmaktansa bir sapağa giren sürücü on kilometre sonra tekrar ana yola çıkabilir. Karar veremeyip bariyere toslayan bir sürücünün ise yaşama garantisi yoktur.

Gençleri robot ve militan olmaktan ancak bu şekilde kurtarabiliriz. Sad-i Taftazani’ye göre iman; “bir tercih den sonra kalbe ilkâ edilen bir nur” değil midir?