Yumurtadan Kuş Çıkması; Oluşum mu, Yaratılış mı? (2)

Bilimsellik Felsefesi ürünü olan Bilim; “inanç ve inançsızlık”tan bağımsız ve tarafsız mıdır? Ne kadar objektif olabilir? Bilim, araştırma ve gözlemlerden elde ettiği bilgiyi ateist ve deist inançlara nasıl alet ediyor?

ayhanK Yumurtadan Kuş Çıkması; Oluşum mu, Yaratılış mı? (2)
Ayhan KÜFLÜOĞLU

Allah var(mış) – yok(muş)”un dışında “üçüncü bir ihtimâl” veya bu iki şıkka nötr kalınabilecek “ortası” veya dışarısına çıkılıp, her “ikisine eşit uzaklıktan” bakılabilecek; “tarafsız ve objektif, nesnel ve nötr” bir gözlem noktası ve yalın bir ifade biçimi yok! Yani: İnanç ve inançsızlıktan “bağımsızlık ve tarafsızlık” mümkün olmadığı gibi; bu konuda, nesnel ve objektif bir “dil ve ifade biçimi” de yok; böyle bir “bilgi biçimi” de yok!

Bilimsellik Felsefesi ve ürünü olan Bilim ise; tanım ve yöntem olarak, başlangıçta “ateist ve materyalist inanç/sızlıkları” doğru varsaymış ve “Bilimsel Yöntemi”nde, “ana aksiyom” olarak, bu “ateist ve/veya deist” felsefeleri esas kabul etmiştir…

“Bilimsellik Felsefesi”nin, evrende gözleyip – ölçtüğü herşeyi; bu olayın faili yok(muş) / ateist, varsa bile karışmıyor(muş) / deist alt/subliminâl mesajı verecek şekilde; “Yatay Neden – Sonuç İlişkileriyle” şablonize edip – failsiz nedensellemesi; bilinçaltımıza, “ateist ve deist” bir varlık ve evren tasavvurunu kodlar.

Yani: Bilimsellik Felsefesi ve ürünü olan Bilim; “inanç ve inançsızlık”tan bağımsız ve tarafsız değildir. Objektif ve nesnel, hiç değildir. Yani: Bilim/sellik (science); araştırma – gözlemlerinden elde ettiği “bilgi”yi (knowledge – data – info); “ateist ve deist inanç/sızlığına” alet eder. Bize verdiği, failsiz “Bilimsel Bilgi” ve tasvirlerle; zihnimize “Tanrı’nın olmadığı; olsa bile evrenin işlemesinde, O’na ihtiyaç olmayan”, sahte ve hayalî bir evren tasavvuru inşa eder! Kısaca: Algı ve anlayışımızı, “ateizm (ret/inkâr) ve deizme (şirk)” endoktrine eder…

Gözümüzü açtığımızdan beri, aşinası olup, devamlı gördüğümüz ve alışkanlık ve ülfet peydah ettiğimizden; evrendeki herşeye: Bilim/sellik’in, “mümkün ki oluyor, oluyor ki mümkün” algı ve inancıyla bakıyoruz. Bu zan sebebiyle; kâinattaki herşey, bize, gayet normâl ve doğal, olağan ve mantıklı geliyor!

Bu algı sebebiyle; ancak istisnaî şeyler ilgimizi çekiyor ve bu istisnâlara hayret ediyoruz ve sadece bu istisnaları, “mu’cize” olarak kabul ediyoruz; sadece bunlara “doğaüstü, paranormâl” diyoruz! Halbuki herşey, “doğaüstü ve mu’cize!” Yani: Doğal sebepler ve madde, bunları yapmaktan “aciz!” Yani: Hepsi, Rabbimiz’in fiili ve eseri! Çünkü: Tüm bu fiil ve eserleri, O’ndan başkasının yapması / yapabilmesi, muhâl ve mümteni.

İlginizi Çekebilir:Endüstri 4.0 Her şey bu gün-Hiçbiri yarın değil..

Meselâ: Nasıl ki; cansız ve şuursuz, gözsüz ve sağır bir “tahta kalem”; mânidar bir “kitap” yazamaz; hattâ rüzgâr kuvvetiyle bile olsa, yerinden kalkıp, karalamalar bile yapamaz. İşte bunun gibi; “tahta ağaç” ve “toprak, atomlar”ın; türlü tat – koku – doku – şekil – renkte, meyve – sebze – çiçekler yapabilmesi, çok daha imkânsız ve muhâl! Yani olay: “Yağmurun yağması, güneşin ısıtması, rüzgârın itmesi, çekimin çekmesi, biyokimyevî-elektrikî kuvvetlerin birleştirmesi”ni aşar / aşıyor!

Meselâ, Bilim/sellik’in: “Gezegen ve yıldızlar, ‘kütleçekimi’ sebebiyle; uzay boşluğunda durur ve döner” ifadesini kitaplardan okur ve: “Ne güzel, Bilim bunu da çözmüş. Olayın, neden – nasılını, bilimsel olarak açıklamış…” deriz. Fakat, bu Bilimsel tasvir ve ifadedeki; subliminâl mesaj ve yönlendirme, zihinsel manipülâsyon ve illüzyon, eksik ve yanlışlarıhiç farketmeyiz!

Eksik ve yanlış” derken; yani “kütleçekimi” dediğimiz kuvvet; adı üstünde, sadece “çeker!” Bilim/sellik’in anlattığı gibi öyle; gezegen ve yıldızların, dengeli bir tarzda dönmelerini ve uygun bir hatta (yörüngede) hareketlerini ve ölçülü olan sürâtli hareketlerini sağlayamaz! Çünkü: “Kütleçekimi” sadece “çeker”, o da çektiği yere kadar!…

Bilimsel Şartlanmışlıkla; “şapkadan, tavşan çıkması illüzyonu”ndan, gösterilmesi daha zor olan; “gerçek yumurtadan; gerçekten, gerçek kuş çıkması”na hiç şaşırmıyor ve hayret etmiyoruz! Ayağımıza bastığımız topraktan, türlü ağaç ve rengarenk çiçekler çıkması; tahta ağaçlardan, türlü tat ve kokuda, meyve – çiçekler çıkmasını; “İlâhî bir fiilin, eseri” olarak değil de; “madde ve sebeplerin, tabiî bir sonucu” olarak görüyoruz!…

Veya: Yerin altında, yapayalnız kalmış, kör ve aciz bir yavrunun, orada beslenip, karnını doyurabilmesini, gözümüz yaşla seyrediyor ve bu duruma, hayret edip, ibret ve merhametle bakıyoruz da; geçmişten – bugüne, hergün, her ân karnını doyurabilen milyarlarca yavru ve yetişkinin olması; bizde hiç hayret ve ibret ve merhamet duygusu uyandırmıyor!

Halbuki: Geçmişten – bugüne, küçük – büyük, yavru – yetişkin, yer ve denizin altında – üstünde, milyarlarca canlının; üstelik her zaman karnını doyurabilmesi; o yeraltındaki “tek yavrunun” karnını doyurabilmesinden; çok daha imkânsız ve çok daha zor ve çok daha merhameti gerektiriyor! Ama biz ne var ki; yeraltındaki o “tek yavru”nun doyurulmasını “mu’cize” olarak görüyoruz!

İşte bu milyarlarca “doyurulma” fiiline dikkat etmiyor; üstelik bunu, gayet normâl ve alelâde, gayet kolay ve doğal görüyoruz! O tek yavrunun karnını doyurabilmesine bakıp; “Allah’ın merhameti. Allah’ın mu’cizesi!” diyoruz da; ondan çok daha zor ve devamlı olan ve şükredilmesi gereken, bu milyarlarca canlının doyurulmasına, yedirilme – içirilmesine “Allah’ın merhameti!” demek, aklımıza bile gelmiyor! Bizde hiç çağrışım yapmıyor!…

Hem Bilim/sellik; baştan, aksiyomatik olarak doğru kabul ettiği: “Evrendeki fiil ve faâliyetlerin, faili; sonuç ve eserlerin, müessir ve ustası yok(muş); varsa ve olsa bile, bu işleyişe karışmıyor(muş)! Çünkü: Evrendeki işleyişe müdahil olmasını gerektirecek, ‘nedensel bir boşluk’ yok(muş)! Dolayısıyle; doğaüstü herhangi bir ‘fail’ veya ‘neden’e atıf yaparak, gereksiz yere teori ve açıklamaları şişirmeye; mantıksal ve ampirik bir zaruret ve ihtiyaç yok(muş)!” alt / subliminâl mesaj verecek şekilde kodlayıp, yüklediği veya eksik bıraktığı; “ateist/deist ve materyalist, natüralist ve determinist” Bilimsel Bilgi ve evren tasvirlerindeki: “Nedensel boşluk’ yok ki; oraya ‘Tanrı’ diye bir fail veya ek bir neden eklemek zorunda olalım!” sözünde de samimî değil.

Çünkü: Samimi olsa, meselâ Quantum Evreninde, “indeterminizm” var; yani o âlemde, varlık ve hâdiseler, “nedensiz” meydana geliyor. Ama buradaki “nedensel boşluk”, hattâ “boşluklar”ı gördükleri hâlde; hattâ bu “nedensiz işleyiş”in, istisna değil, burada genel bir kural olduğunu gördükleri hâlde; gene de: “Bu mikro evrende; nedensiz olarak, devamlı bazı varlık ve hâdiseler meydana geliyor. Buradaki işleyişte, devamlı olarak nedensel boşluklar var. Demek ki: Buradaki fiillerin faili ve eserlerin müessiri, olayların nedeni Allah’mış, Allah’tır! Buradaki nedensel boşluklara, Tanrı’yı eklemeliyiz” demiyorlar!….

share Paylaş facebook pinterest whatsapp x print

Benzer İçerikler

bitki çayı
Çocuğunuza bitki çayı verirken dikkat!
Pawlow
Bilim adamının dünyasını anlayabilmek…
mathematics
Matematik, Kâinatta Tesadüfün Olmadığını İspat Ediyor
Dünya Uçağında Seyahat Etmenin Bedeli  
tüp bebek
İnsan yaşamının anlamı ne?
sanat
İdeoloji ve Sanat
slot gacor terbaik 2026.
İnsan ve Kainat | © 2019 | Tüm hakları saklıdır.